Cevat Usta

Uzun boylu, atletik yapılı 43 yaşında hafif şişkin göbeğine rağmen atik bir insandı Ufuk. İyi eğitimli bir endüstri mühendisiydi.

Kalite kontrol bölümünün dikkatli ve ciddi sorumlusuydu. Çimento fabrikasının saygı duyulan ancak bir yandan da çekinilen karakterlerinden biriydi. Fazla konuşmaz, çevresindekilerle iş ile ilgili konular dışında sıkı fıkı ilişkiler kurmazdı. Güldüğünü ise gören olmamıştı. Bu esrarengizliği ilgi uyandırdığı halde hayat hikayesini bilen kimse yoktu. Nereden geldiği, ailesi, geçmişi hakkında personel dosyasındaki kayıtlar dışında fazla bir şey yoktu.

İş güvenliği konusundaki hassasiyeti ve ilgisi, onun kısa bir araştırmadan sonra işyerinde iş güvenliği konusunda sözü en dinlenir kişilerden biri haline gelmesine yol açmıştı.

Pek çok konuda yaptığı yerinde müdahaleler sonunda fabrikada çeşitli iyileştirmeler yapılmış güvenli çalışma ortamı konusunda toleranssız tutumu pek çok çalışanı zaman zaman yıldırmış, sürtüşmelere neden olmuştu.

Fabrikada iş kazasına yol açabilecek risklerin yönetime bildirilmesi ve bertaraf edilmesi konusunda çabaları bilindiğinden diğer çalışanlar onu biraz da ispiyoncu diye tanımlıyor, aralarında onun hakkında çeşitli söylentiler dolaşıyordu.

Oldukça sıcak havanın insanı yapış yapış yaptığı, çalışmayı zorlaştırdığı bir gün, elektrik bakım elemanlarından Cevat usta bakım yaparken oralardan geçmekte olan Ufuk öylece kalakaldı. Cevat usta üzerinde atlet, çorapsız ayağında ince plastikten terlikler, çalışma tulumundan bozma bir pantolonla, ellerinde eldiven olmadığı halde çalışmakta olan bir yüksek voltaj panosuna müdahale ediyor, yanındaki yeni yetme çırak da üzerindeki çok da farklı olmayan bir giysi ile onu izliyordu.

Ufuk, Cevat ustanın yanına yaklaştı. Çırak ustasını usulca uyardı. Cevat usta geri çekilerek yaptığı işten biraz uzaklaştı, terli ellerini kirli bir bez parçasına alnını da koluna kuruladıktan sonra isteksiz bir gülümsemenin asılı kaldığı yüzündeki sıkıntılı ifadeyle yaklaşan Ufuk'a selam verdi.

- Kolay gelsin Cevat usta.

- Sağolasın Ufuk Bey...

- Kaç çocuğun var senin?

- 4 bir de torunum...

diye cevap verdi, bir yandan da "şimdi bu adamın yüzünden işimi kaybedeceğim herhalde, üstelik evde aç kalacak kimler var diye sorup benimle eğleniyor" bu adam diye düşündü Cevat usta. Sıkıntısı bir kat daha artmıştı, fazla belli etmemeye çalışsa da kalbi daha hızlı atmaktaydı, alnından iki damla daha boncuk boncuk ter damlamıştı pek farketmese de.

- Cevat usta, gerekli koruyucu ekipman olmadan, üstelik üzerindeki yük kesilmeden müdahale ediyorsun yanılmıyorsam?

Yüzünde işine karışılmasından rahatsız ama gene de ihtiyatlı bir ses tonuyla cevapladı Cevat usta.

- Ben yıllardır hiç kaza geçirmedim Ufuk bey, hep böyle çalışırım, bana bir şey olmaz.

Sıkıntılı ve derinlere doğru bakarken Cevat ustayı adeta delip geçen mavi gözlerinde beliren karmaşık bir ifade ile konuşmaya başladı Ufuk.

- Ben daha 12 yaşındayken babam ve amcamın birlikte çalıştıkları baba yadigarı bir elektrikçi dükkanları vardı. Yeni binalara elektrik tesisatı yaparlardı. Ben de zaman zaman onlara yardım ederdim.

O zamanlar şimdiki gibi iş güvenliği ekipmanları pek bilinmez, kullanılmazdı. Babamla amcam da babadan öğrendikleri gibi işlerini sürdürür giderlerdi. Başlarından önemli bir kaza da geçmemişti kim bilir belki de senin gibi "bize bir şey olmaz diye düşünürlerdi" taa ki o güne kadar. Şantiye elektriğinde bir sorun çıkmış, inşaatın birinden çağırmışlardı babamla amcamı. O zamanlardaki şantiyeleri bilirsin. Gerçi şimdi de çoğu yerde değişen bir şey yok ama fişi olmayan, elektrik telleri uydurulup prize sokulmuş 380 voltluk bir mozaik düzeltici alet kısa devre yapmış, koca panonun içerisinde yer alan tesisat ve kontaktörler ısınıp erimiş, sigortaları ise zaten telle birleştirildiğinden her şey bozulduktan sonra atmış. Direklerdeki kofra da atmış, ancak elektrik kurumundan gelen olmamış. Babamla amcam kofrayı kalaslardan yapılmış eğreti bir merdivene çıkıp onarmışlar. Sıra panoya geldiğinde yılların verdiği alışkanlıkları ile elektrik varken müdahale etmişler. Babam ne olduysa bir anda elektriğe kapılmış, amcam da o şaşkınlıkla tutuvermiş omzundan ama o da kapılmış elektriğe kurtaramamış kendini. Çevredekilerin çaresiz müdahaleleri sonunda bir küreğin sapını kullanarak ancak 2 dakika sonra babamı ve amcamı panodan ayırabilmişler. Orada son nefesini vermiş babam. Amcam ise 4 ay kadar hastanede yattıktan sonra sol elini bileğinin üzerinden kaybederek ve vücudunun pek çok yerinde yanıklardan kalan izler ile çıktı hastaneden. Konuşması ise hiç düzelmedi, Adeta hayatı boyunca o anın şokunu yaşardı durdu. Kopuk-kopuk, titrek ve zor anlaşılır kelimelerden oluşan kısa cümleler kurarak konuşabildi.

Ben ve iki küçük kız kardeşim babamıza bir daha hiç sarılamadık, olaydan 3 ay sonra doğan küçük Osman'a babamın adını verdi annem, o da babasız büyüdü. “Bebek kokusunu özledim” diye onun doğumunu özlemle bekleyen babam onu da bir kez olsun koklayamadı. Annem ise babamın yokluğunu hep içinin derinliklerinde hissetti.

Bize amcam baktı, okuttu. Zar zor konuştuğu halde dükkanda yardım için yanına gittiğimde her işten önce "Elektrikle şaka olmaz" derdi. Kendince her türlü önlemi almadan, koruyucu ekipman olmadan, müdahale ettiği yerle ilgili elektrik bağlantılarını kapatmadan hiçbir şeye elini sürmedi. Sonraları ben de fark ettim, bizi babamızdan eden elektrik değil, umursamazlık ve tedbirsizlikti.

-.......

-4 çocuğun ve torunun seni akşam evde beklerler. Onlara sana bakarken gözlerinde gördüğün parıltıyı ve sevgiyi hüzüne dönüştürecek kötü bir haber mi ulaşması daha iyi yoksa tedbirli ve kurallara uyan koruyucu ekipmanla çalışıp eve sağlam gitmen mi Cevat usta ne dersin?

-.......

Evde sizi bekleyenleri ve dönmediğinizde boş kalacak yerinizin onlara hayatları boyunca vereceği acıyı düşünün. Tedbirsiz, koruma ekipmansız iş yapmayın!

04 Şubat 2015

Ümit Sedat Bayram
Kişisel Gelişim Uzmanı & İş Hukuku Uzmanı