İş Güvenliği Eğitimlerinin Kişisel Gelişime Katkıları

Her çalışan için işyeri bir ekmek teknesidir, kazanç kapısıdır. Çalışanın sağlayacağı katma değer kendisine verilen değerle de ilişkilidir.

Bu değer çoğu zaman alınan ücret gibi görünse de çalışanları işyerlerine bağlayan 3 temel faktör vardır; işverenin kendisi, işletmenin fiziki yapısı ve ödenen maaş. Bunlardan en az ikisi anlamlı derecede memnuniyet hissi oluşturuyorsa işyerine karşı aidiyet duygusu gelişir. Çalışanların mesleklerini icra ederken işe olan bağlılıkları, gösterdikleri performans işyerine duydukları aidiyetle olur. Bu aidiyet duygusu bize; bilen, sorgulayan ve araştıran çalışanları kazandırır.

İş güvenliği eğitimlerini yasal zorunluluk diye vermek, eğitim konularını üstünkörü geçerek yasak savmak kazançtan çok kayıp demektir. İşveren bunu mesai kaybı, çalışan da yevmiye kaybı, yine gereksiz bir tekrar olarak görürse bir arpa boyu yol alamamış oluruz.

Asıl meziyet burada başlıyor. Her çalışanın işveren için bir değer olduğunu hissettirmek…

Mesai saatleri içerisinde işine odaklanarak hatta çoğu zaman özel hayatından bile ödün vererek başarı basamaklarını bir bir çıkan bu çalışanların nasıl fark yarattıklarının nedeni sizce nedir? Neyi farklı yapıyorlar?

Motivasyon mu, amaçların belirlenmiş olması mı?

Doğru hedefler koymak mı, bağlılık mı?

Ya da harekete geçiren şey endişeler mi, gelecek kaygısı mı?

İşte biz çalışan eğitimlerini bu yüzden çok önemsiyoruz. İş güvenliği kültürünü oluşturmaya çalışmanın ötesinde çalışanlarımıza verdiğimiz her eğitim bizler için olduğu kadar onlar için de önemli bir fırsat. Eğitim modüllerimizin içine hikayeler, videolar, resimler ve hatta dramalar katarak interaktif hale getiriyor, bir tutam NLP tekniği, biraz etkili iletişim, biraz da motivasyonla onları bu sürece dahil ediyoruz.

İşyerindeki tehlikelerin farkında olmak ve çalışma hayatındaki işkörlüğünü gidermek işe verilen ilgi ve dikkatin bir göstergesi. İnsan beynine ekeceğiniz her bir fikir tohumunun bir de meyvesi oluyor. Önemli olan nasıl ektiğiniz. Eğitimler bizim için öğretme ve anlatma odaklı değil; ön planda insanın olduğu istekli öğrenme üzerine. Kısaca, eğitimler insan odaklı olmak zorunda. Nasıl ki klasik yönetim anlayışı yerini modern, açık, anlaşılabilir ve yatay bir yönetim anlayışına çeviriyorsa eğitimler de sade, içeriği zengin, hem öğretici hem de eğlenceli olmalı. Bugüne kadar yapılan korku vermek, ceza vermek, emir vermek değil mi? İşveren ile çalışanın ortak konuştuğu dili ne zaman ki keşfederiz o zaman görevimizi yapmış oluruz.

Sadece iyi eğitim almakla ya da eğitim vermekle olmuyor bazı şeyler. Çalışanlarımızın ekonomik kaygıları, aile, iş hayatı ve sosyal konulardaki endişeleri üzerinde de iyi empati kurmak gerekiyor. Amaç sadece gün bitsin ver yevmiyemi mantığı olmamalı. Bu hayatı bir kere yaşıyoruz ve anlamlı hale getirmeliyiz. Hepimizin bir görevi, bir de yaşama amacı var ki bunun ne olduğunu keşfettiğimizde değişim başlıyor. İşverenin kendilerine değer verdiğini hisssetmeleri gerekiyor. Sanayi devrimi makine odaklı çalışmayı gerektiriyordu, ancak artık her bir işletmenin önceliği insan. Çünkü üreten, makineye komut veren, çalıştıran ve de durduran bir insan. Tehlike altında olan makine ya da işletme değil ki! Ona sadece günlük ne kadar üreteceğini söylemek mi bize düşen? Sadece yemek molası ve ara dinlenmeleri değil olay, çalışanların zihinsel doygunluğa da ulaşması lazım.

Çoğu işyeri çalışacak işçi bulamıyor, elinde olanlar elindekini korumaya çalışıyor. Bakın Türkiye’deki fabrikalara: bir bir çalışanlar haklarını arıyor artık, sorguluyor, araştırıyor, öğrenmek istiyor. Beklentilerine cevap verilmesini istiyorlar. İşyerindeki gerçek başarı işveren ile çalışan arasındaki iletişimde bitiyor. Farklı bir bakış sunayım; sosyal medyayı neredeyse kullanmayan yok, lise çağındaki gençler, bırakın ilköğretimdeki çocuklarımız dahil hemen herkesin elinde bir akıllı telefon. Bilgiye ulaşmak o kadar hızlı ve kolay ki! Bilgi elimizin altında ama okuduklarımızın gerçekliği sorgulama ve araştırma olmadan körü körüne.

Bizim buradaki rolümüz çalışanların işvereni ve işletmeyi tanımasını sağlamak, yapılan işle ilgili farkındalığı artırmak, güven içinde çalışabilecekleri ortamları yaratmada danışmanlık yapmak. Burada bir anlamda karşılıklı çıkar ilişkisi olmalı ama fayda yaratma yönünde.

26 Mayıs 2015

Ümit Sedat Bayram
Kişisel Gelişim Uzmanı & İş Hukuku Uzmanı