Karaman’ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu

Hiç kırmızı et kullanılmadan köfte yapılıyor. At, eşek etleri piyasada gırla satılıyor. Bal, bal değil.

Zeytinyağı hileli, yoğurt jelatinli, ilaçlarda nişasta, sallama çaylarda kimyasal boya, et dönerde kanatlı eti, sucukta tükürük bezi, kaşarda tutkal, vır vır vır, zır zır zır…

Ucuz etin yahnisi sert olur misali. Artık ucuzluğu geçtik ahlak çöktü. Ya arkadaş hiç mi inanmazsın sen. Hiç mi bilmezsin kul hakkını, hiç mi haramdan korkmazsın. Eskiden putlara tapılırdı putperestlik vardı, şimdi o putlar herkesin cebinde. Gerçi garibanın cebinde o da yok ya neyse! Paraya tapıyoruz. Gelecek kaygısının nedeni de o, hayalleri elde etmenin yolu da o! Paran yoksa sende yoksun. Geçmiş olsun.

Ah onu elde etmek ne zor! Kırk takla atacaksın kazanabilmek için. Kazandın mı da daha fazlasını istersin. Az da yetmez artık. Sonra paylaşmak. Ne gerek var, hep bana hep bana. Daha hile yapacağız, dur hele.

Bir tık ilerisi, artık cebinde. Varyemezlik başlar, ince eleyip sık dokursun.

Ama ne güzel atasözlerimiz var. Ucuz etin yahnisi sert olur. Gerçi yavan olur da derler.

Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır lezzeti; Ucuz alan pahalı alır, pahalı alan aldanmaz.

Say say bitmez.

Bir de “Karaman’ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu” darb-ı mesel ile şöyle bir de rivayeti var:

Karaman’ın kalesini kuşatan düşmanlar geceyi beklemeye başlarlar. O gece Karamanoğlu Beyliğinin askerleri başka seferdedir. Kaleyi savunacak yeterli asker yoktur. Düşünüp taşınan yaşlılar ve ileri gelenler bir kurtuluş yolu bulmaya çalışırlar. Bir çoban “Bakın der Karaman”da ne kadar koyun, koç varsa toplayalım boynuzlarına fenerler takıp bayır aşağı sürelim. Düşman, çok kalabalık olduğumuzu sanır, belki kuşatmayı kaldırır” der. Çobanın dediği yapılır. Boynuzları ışıklı sürü aşağı inmeye başlayınca düşman askerleri büyük bir ordunun üzerine geldiğini sanarak kaçmaya başlarlar. Durum sonradan anlaşılınca da iş işten geçmiştir.

Gelelim bizim konuya.

İş güvenliğini de kendimize benzetmeye başladık.

Nasıl mı? Anlatayım.

Biri var, 2 sene hizmet vermiş, ortada bakanlık sistemine kayıt yok, işveren bihaber. Biri var, bir sene gitmiş gelmiş işyerinin risk değerlendirme raporu yok. Eğitimler eksik, talimatlar eksik, sağlık raporları eksik. Sen işini yapmazsan, işveren nereden bilecek!

Basit. Peygamber sünneti, işi ehlinden alacak. Bileni bulacak, soracak, ne hizmeti aldığını sorgulayacak. Denetleyeni de denetleyecek.

Ortada hizmet de yok yani, her şey kılıfına uygun, imzalar atılmış, evraklar hazırlanmış. Sıkıntı yok.

Tam adam olacak çocuk misali. Aldığın eğitimler, sertifikalar, emeklerin, işgücü, alınteri… Geç bunları, sen istediğin kadar hikaye anlat. Adam yapıyor. Hiç rekabet etmeye çalışma. Eee ucuza…

Sen sen ol ataların dediklerini kulak ardı etme!

Ucuz maldan hayır gelmeyeceğini anlatan atasözlerine kulak kesil.

Hatırlatmak istedim!

Sonra canın yanar neme lazım, kimse bana söylemedi demeyesin.

27 Ocak 2016

Ümit Sedat Bayram
Kişisel Gelişim Uzmanı & İş Hukuku Uzmanı