Para Para Para

Para denilince akla Napolyon’un gelmesi alışılagelmiş bir durumdur.

İspanya'yı aldıktan sonra İspanya kralı Napolyon’a "Sen para için savaşıyorsun, biz ise şerefimiz için" diye haykırır. Napolyon cevap verir "Herkes kendisinde olmayan şey için savaşır."

Sahi siz ne için savaşıyorsunuz?

Para için mi?

İspanya ya da Fransa gibi çok uzaklara gitmeye gerek yok, bizde de güzel hikayeler var!

Asansör düştü, 3 işçi öldü. İnşaatta kaçak çalışılıyormuş. Meğerse müfettişler aylar önce mühürlemişler. Müteahhit haklı bir söylem yaptı: “Benim bu daireleri satmam lazım"!

Alt işverene ait devrilen vincin operatörü öldü, alt işveren asıl işverenle birlikte sorumlu iken vardiya amirine suçu attılar. Yönetim ve danışman şirket sistemi kurguladı, çözüm üretildi, taşeronun 2 milyonluk vinci gitti, ölen öldü, gerisi hikaye…

Yüzlerce maden işçisi yanan kömürlerin içinde zehirlendiler. Öyle yukarı doğru değil, aşağıya doğru, hem de 800 metrede. “Yahu biliyorlardı da niye çalıştılar” dediler. Halbuki gaz maskeleri de vardı! Miadı dolmuş. Tanesi 100 dolardan çarpı 1.000 kişi, hımmmm! Kalsın, çok para!

Metan gazından onlarca işçi zehirlendi, sel baskını dediler. Birbirlerine sarılarak öldüler. Tanıklar, “Tehlikeli yerleri müfettiş gelmeden kapatır, gidince açardık” dediler. Müfettiş gelir kapatır, sen çalıştırırsın. Kapatınca müfettişe yüklenirsin, ne o garibanın ekmek parası gitti. Müfettiş gelir, bin bir hile hurda ile kapattırmazsın, garibanın bu sefer de canı gider. Bakan da bakmayan “mahcup!” olur.

Çalışan, benim kafam almaz der, işveren çok maliyetli der: “Güvenlik tedbirlerinin artırılması durumunda maliyetlerin çok artacağından endişeleniyorum”. Zaten işçinin canının kıymeti de yok, pardon canı yok!

Yeni bir hastalık türedi. Sosyal medya depresyonu! Gariban bakıyor, istiyor. Yiyemiyor, istiyor. Gidemiyor, istiyor. N’apsın? Nefs denen bir şey var.

“Millet fakir, ben zenginim”. Yediğimi içtiğimi de her ortamda paylaşırım. Para bende nasılsa, profil fotoğrafımı da şöyle son model arabamın markasını ön plana çıkartarak değiştireyim. Reyting uğruna kızlar da kavga etsin. Kıyafetler yarışsın, gelsin puanlar. Her akşamı dolu dolu geçen rakı balık masaları, eğlence yerleri. Boy boy magazin, allı pullu bir hayat!

Magazin dergilerinde kim nerde yemiş bir bakalım!

“Bir daha mı geleceğiz dünyaya…”, Leyla nerede?

Ve haberler… Aynı şeyler. Ekonomik göstergeler, bankalar, hortumcular, din istismarcıları, tecavüzcüler, terör yandaşları, silah tüccarları, sömürgeci devletler, mülteciler, bombacılar, trafik rezaleti, ne dediğini bilmeyenler, şikeciler, doping yapanlar, katiller, kadın kesenler, çocuk kaçıranlar, biat edenler, bir de bakmasını bilmeden bakanlar! Senaryo aynı…

E gariban işi çekirdek çitleyip yere atanları da hoş görün bari!

Pirinç tepsisinde taş olsa eyvallah… Taşın arasında pirinç arıyoruz.

Uyan uyan! Sana da bana da bir hidrofil pamuk...

27 Mart 2016

Ümit Sedat Bayram
Kişisel Gelişim Uzmanı & İş Hukuku Uzmanı